Ugur Uludag

Life is a small excuse to create poetry

ESANS

Feb
25

DSC_0198-01

 

hayat, şiir yazmak için ufak bir bahanedir!

 

 

kolay kolay vazgeçemeyeceğin bir şeyin
uzağında kalabilmeyi becermekmiş
esası bu sefil hayatın

yakınında durmalı oysa detayların
hem başka nasıl görürdüm ki
saçlarının arasına gizlediğin hüznü
nasıl bilir anlayabilirdim ki
tüm evrenin tasasını taşıdığını
özleminin kıyameti gözyaşlarının
bu adaletsiz aşkın yasasını yaşadığını
nerden bilirdim ki başka türlü, çıldırtacağını
çok sevmenin, insanı yeri gelip te…

yeri tam da gelip,
başka ne türlü öğrenebilirdim ki
yenilip te biteviye, nasır tutunca bir kalbin
nasıl da acımasızca sırtını dönüp gideceğini;
o yüreği yaralı, geçmişi karalı genç kadının
‘gel noolur, yanımda sol, bi benim ol, benle kal’
isyanlarını, nidalarını, ahlarını, günahlarını
sırf apdalca delikanlı bir korkudan sebep
hem de ne biçim duymazdan gelebileceğini

arkadaşlık en önemli şeydir bu fani lisanda
geri kalanı yalandır, en beterinden dolandır
dermanı olmayan bi tatlı virüs, koca bir hasardır
usu değerli bi çeşit eşya olan garibim insanda
işbu yüzden sadece sana verebileceklerimi
sadece senin için yapabileceklerimi
sev istedim bi tek!

ha bi de şarkılar var tabii…
her biri için ağlayabileceğin dört saatinin olduğu
gençliğinin her notada biraz daha yorulduğu
Ahmet Kaya’nın bir olup ta Damien Rice ile
düşünün orta yerine bi karabasan gibi
boğazında düğüm, teninde sızım olup da
gitmemek üzere kapkaranlık oturduğu
sözünde, müziğinde tekrar tekrar
gözbebeklerini kuruttuğu
çocuksu bir kabullenişle
çiçek gibi soldurduğu
büyüme denen şeyin
sevdadan soğuttuğu
o namussuz şarkılar!

kolay kolay olmayacak bir şeyin
hayaliyle yaşamakmış sonra
sonsuza kadar kovalamakmış ümidi
esansı bu hayatın

asla okunmayacak bir şiiri yazmak
uğruna harcamakmış harfleri
ardında kaybolmamak için bırakmakmış
belkileri, üç noktaları

yazmasaydım
nerden bilebilirdim ki

 

 

 

Sorma gözünü yiyeyim…

Oct
25

Kar yağıyor, kar yağıyor; kar yağıyor bir yandan


kalkmaz dirsek masadan
iki elin arasındadır her zaman akılsızın başı
gizlemiyom amk. nereye gidiosa gitsin len!
bıraktım aksın yolunu bulur o serseri gözyaşı
bıraktım gitsin seviyosa geri döner göz bebeğime
ama bu vazgeçiş bu kez başka, bu kez keder, elem
bu kez çok daha derine, bu kez bilinmeze
hiç düşünmeden, takmadan, ’ne der elalem’
n’apiim… dönülemez dalınca gizemlere
dinleyecem gene de ama en can acıtan şarkıları
johnny cash üstü en baba ahmet kaya’ları
dokuz sekizlik kalp dingildeten acıları
önce kendim inandığım yalanları
dinleyecem aklımın karışıklığı
ümidimin kırışıklığıyla
rahatlığımın yükü, angaryasıyla
son elli senenin bütün yanlışlığıyla
tüm utangaçlığım, korkumla, çocukluğumla
olsun yau delikanlı bozulmaz ağlamakla

sorma gözünü yiyeyim gitmenin hazzını dervişe
sorma kendine neden deyu; yok bi sebebim
sorma yok gerçek bir cevabım
sen yine öyle bil, pozdayım say
”kerouac’a özendi herhal gene deli” de
ama n’olur düşürme kirpiğini, değmesin yaşa
’ünlü bi yazarın dediği gibi’
”kendine duyduğun aşk ikinize de yeter
bensiz daha iyisin, daha güzel, biraz böyle yaşa”
gün gelir ansızın arsızın biri gelip yüreğine oturur
o zaman anlayacak ki işte andığım toprak,
gerekirse çatlar, kurur ama susuz da olur
aşık birine olunmaz ki bir yere olunur
o kişi tesadüfen orda duruyordur
destan okunur
biter

gece benim nasılsa, yıldızlar benim
dikeceğim gözümü gökyüzüne düşünecem
’vay’ diyeceğim ’aga ne hayattı be vay ki vay’
yalnız sabaha çıkarmaz beni bu pişmanlık
bi koşu gidip bi paket daha sigara alayım
bi de bulabilirsem ecnebi marketlerinde
güzel demlerim bilirsin – en koyusundan çay
uzun uzun bakacam gökteki arkadaşıma
belki bi yıldız daha kayar gökyüzünden
umduğum bişi gerçekleşir hiç yoktan
Anımsanamayan Uçan Cisim görürüm belki
bekleyeceğim ki benim için yansın gece
bekleyeceğim ki biri geçsin usumdan
bekleyeceğim ki benim için doğsun ay

Uncategorized Comments Off on Sorma gözünü yiyeyim…

nesin ki sen?

Aug
02

havaya fırlatılan bir taş eğer konuşabilseydi mutlaka kendi iradesiyle yola çıktığını söylerdi


nesin ki sen bunca hezimetten sonra?
tüm bu cinayetlerin bir manası olmalı
kolomb mesela onca eziyetten sonra
amerikayı bulduğunda mutlu olmadı;
ararken mutluydu.
çünkü ”anlam” mistik bir plandır
her plan gibi de yalandır o ayrı
ve tutku dediğim sen anladım gayrı
yalandan geriye kalandır

kar yağdığında tarihin birinde
kaç zamanın esiri cadılar
büyülerini yapardı inlerinde
bi biz vardık o şiirde
bi biz, her bi yanılgımız
bir diğerinin cesareti
harfiyattı işim bu şehirde
yükü ”yemin”den ağır
utangaç harfler ticareti
sana koşardım bi sevinç
çocukça heyecanım ve
bi kamyon dolusu kelimeyle
bi kenarda unutup selameti
kar yağdığında bi biz gülerdik
herkes kaçmıştı kendisinden
yeni günlerine bakıyorlardı
biz eskisine küfür, göze alıyorduk
dudağa niyeti, dimağa eziyeti
kar yağıyordu
buzdu sesin, sanıktı nefesin
soysuz sopsuz karanlık kente
korkuyordum unuturum diye ismini
kalbim ağzımda atıyordu
kar yağıyordu bembeyazdı düşlerin
altında bi biz vardık sisin, küllerin
ama şimdi anımsıyorum buseni
sıfırlar ve birlerin ötesinde
vahşi bir aslanın korkususun sen
gözümün yaşı, başımın uğultususun
masumiyetin kaybısın yavrum
hazzısın barbarların
yanılgısı ahir zamanların
ama aşk koskocaman bir acıdır
büyük romanların tenhalarında.
sevda goca başımın tacıdır;
annenin asla konuşma onlarla
diye tembihlediği yabancıdır

zamanın bükülmesi
o yaşın dökülmesi
rüyanın ağıtısın mesela
bu kentin yıkıntısı sonra
baharın esintisi benim için
fakirin avuntususun biraz
melekler şehrisin örneğin sen
ama en çok abdalın kadri
sonra yılanın fısıltısı
sükunetin yankısı
karanlığın sabrısın

nesin ki sen;
bunca ganimetten sonra?

Uncategorized Comments Off on nesin ki sen?

aramabeni

May
30
Uncategorized Comments Off on aramabeni