marjinalite

teknik olarak memuriyetle eş değerde bir tanımdır; mesai ister çünkü. özel çaba gerektirir.

belirli yatırımları vardır, belirli vazgeçiş kriterleri ister. ciddi zaman alır hani emekliliği olsa yeridir ki zaten evlilik kavramı ile tanışıldığında yerini “bi kere üç arkadaş beş kuruşsuz bodruma kadar otostopla” gitmiştik başlıklı anılar silsilesine çevirir.

çok keyifli olduğu söylenemez, o şekilde ortaya çıkıp ta testisoğlanı olmayı göze alıp, yolda giderken kuruyemişçi önü real mahalle delikanlılarının “şşşt küpeli” şeklindeki seslenişlerine “la havle” çekmeyi bilmelisiniz örneğin.

sadece iki seçenekle yetinmek zorundasınızdır, bu bir anlamda iyidir aslında- şans kafadan % 50 dir. artık yolu seçmek de size kalmıştır : olmak ya da olmamak. handikapı üçüncü seçeneğin varlığı olasılığıdır ki marjinal de zaten bunu görmemek adına at gözlüklerini takmıştır çoktan.

yorucudur, her sabah kalktıktan sonra, herkes gibi olmamaya özen göstermek kaç dakikanızı alır haberiniz var mı?

vazgeçiştir özünde, bir kaybediş değildir hiç yoktan. kazanılamayan bir şeyin kaybedilmesinin hangi değere karşılık geldiğini de çok fazla algılayamaz marjinal. evet algıların kapalı olmasını emreder marjinalite, çünkü satırarasındakileri “anlayamamak” temelini oluşturur.

ciddi meslek gibidir, bir memur gibi, uyanmanın ilk dakikaları günün nasıl geçirileceğini belirler. seçim size kalmıştır, jack daniels’la mı başlanacak güne, yoksa uykudan yeni kalkmış görüntüsü verecek jölenin sürülmesi ile mi, yoksa yoksa herkes mersin e giderken, otogara gidip şoför arkası bir “tersin” bileti mi alınacak, yoksa yine yeni yeniden bir sigara daha tellendirilip kaybolan ruhlar ülkesine, bir kez daha lanet mi okunacak bu coğrafyaya. dedim ya güç bi duruştur, marjinalite.

evet bir duruştur, bir adım atabilmekten çok da uzaktır aslında. sürekli durmak zorunda olduğunuz, tek bir ağaç dikmeyip bu hayata, sadece beklemede olduğunuz, çılgın ve en az, uzun süreli bir orgazm kadar zevkli bir koma hali. sadece beyni çalıştırıp, yarını planlamak için, yarını planlamama halidir marjinalite.

“though” bir duruş ister. bok attığınız şeyleri bir gün gelip kabullendiğinizde, en güzel çalıntı minareler için, en görkemli kılıflar hazırlama halidir. gözlerde “ben takipteyim siz takılın” ifadesi, sırt belli belirsiz kamburlaşmış, kokma pahasına üç gün yıkanılmamış ki saçlar doğal yağlı görünsün, ağızda kendi kendine sönmüş bi yarım sigara, fonda batan güneş. boru değil, kompozisyon adamıdır marjinal.

sapıkça sürdürdüğümüz bir hayat içerisindeki en sevimli gizli özne olabilme halidir marjinalite.

bir abide gibi yavaş yavaş yok olmak ve bunu en cool şekilde kabullenme halidir.

kendinden emin, gözleri ufka dikmiş, üstüne amaçsızca uçan kuşların pislediği bir abide.

b.e.n.

 

 

 

 

 

“…gece gündüz tenhalarda
ağlayanım var demedin yar…”

Açarım 3. paket sigaramı
Varsın sonum olsun
Madem ciğer yanma seviyor
E o zaman bu şarkı son olsun
Dans başlasın artık
Yoksa da damağımda artık o lezzet
Ne biliim yanımda bi yaren, bi yumuşak omuz
Bir garip gamze, bir çift içten göz
Yoksa da o eski güzelliklerin yadı
Dilimde ağzının tadı
E o zaman gül bi yerde solsun
Geceye madem ööle lanet olsun
O her nota tam minöründen kahrolsun
E peki o zaman babacım buna da peki
Ağlarım ben sessizce köşemde
Varsın yorgun beden demini bulsun
Kurusun ellerin be felek
Ta kökünden kurusun
Nutkun tutulsun be
Dizlerim çözülsün gayrı aşka
Ver elini yüreğim lan
O kadına bir daha
Bu sefer daha beter ölelim
Çıksın yayından gayrı bu deli arzu
Dönsün tersine sevda dediğin
Eros’un oku kırılsın
Aha da şu yitik ezgi
Yokluğunun köpeği olsun
O en sevdiğim senfoni
Yeri gelsin
En macunundan arabesk olsun
Hayat sussun o zaman
Dans başlasın
Kahpe feleğe inat
Yokluğuna ağıt
Derdime dert
Ölümüme ferman gibi
Yarin gözünden uzak
Bir gizli utanç gibi
Kan kokan bu dans başlasın artık
Başlasın !

Çok Gizli Özne

Yukarda bi yerde bi ses bi tanıdık tını
Gözlerini yatırmış bana bakıyor, görüyorum kokusunu
Bi bildik şarkı dilinde, bi kaç uyduruk nota
Gülümsüyor, pisliğe ha; sevgiden bi zulüm tutturmuş yüreği
Dostluğa açıyor her defasında tükürükler saçan ağzını
Kan kusuyor her dem yürekli dokunuşları ruhuma
Vardır bi bildiği umudu, tam da yakıyorken dimağımı
Çocuk gibi gülümseyerek, gizemli, afacan yaklaşıyor
Elindeki çiçek mi ne?
- “al” diyor, “senin bu, senin için derledim geçmişinin dertlerinden,
tek tek özene bezene kopardım  köklerinden,  korkma al, yakınlaş,
dost kalalım… güzel olacak her şey… sen ki..”diyor
dikiyor alnını ufuklara, küllerden saçları dalgalanıyor denizlerin üstünde
bi buğulu bakış, ah o can yakış, susuyor… bekliyorum…”ben ki…”
- “sen ki..” diyor,
“çok ağladın şarkılarda,  çok güzel küstün dizlerinin üstünde
bi sessiz yakarıştın, bi hüzünlü yakarış, ah o haykırış, heyhat!!! Yalanmış!!!…”
bağırıyorum içimden , “hayır” diyorum, “ben hep ayaktaydım dizelerin üstünde”
oysa ben hiç haketmedim bu sessizliği, hiç girmedim ki bu yarışa
hiç oyuncağı olmadım, hiç bi dem kanmadım bu yakarışa
bi tek eski sevgililerimin hepsi birbirinden güzel
hepsi, diğerine nazire al dudakları kaldı aklımda
zaman geçti, ömür döndü, hepsi şiir oldu birbirine karışa karışa
kaldığı yerden devam etti buz gibi bakışlarıyla, sakin, mağrur, tehtidkar
“herkes kendi hayatını yaşadı sen başkalarının,
satırların için ölmesini düşlediğin hangi mevsimdi, hangi yağmur, hangi kar
herkes kendi öyküsünü yazdı; sen onlarınkini,
onlar namzet bir yeni rüyaya, sen hep düşlüyordun,
diğerleri alenen koşuyor, sen düşüyordun
onlar cehennemlerinde yanıyor, sen üşüyordun
onlar sevişiyor, sen seviyordun”
bitmedi sözleri; her biri zehir, deli birer ok kelimeleri
susmadı en konuşmaması gereken yerde
bağır bağır bağırıyordum içimden, “dur” diyordum, “dur, ne olur”
yalvarıyordum, eğiliyordum, eriyordum
oysa ben hiç haketmedim bu varoluşu, hiç dalmadım ki derine
hep bi başkası idam sehpasında benim yerime
bi tek eski hatıralarım, hepsi birbirinden ecel
hepsi, diğerine şikayet halleri kaldı aklımda
yıllar geçti, gençlik bitti,  göğsüm şiir oldu gerine gerine
….
sustu.
bi kahve yaptım özüme, bi güzel banyo
kulaklarımda sabah ezanı, ağzımda filtresiz lucky strike
sırtımda bir dik gurur
zaman delikanlıyı tam da böyle vurur
uykusuz başlamalı yeni güne küfür gibi şiirlerle
çantayı hazırlamalı yola düşmeli
sigarayı ucuca eklemeli sitem gibi ciğerlere
annem gelmeli aklıma, hayatının sonbaharında babam
en çok utanmasını sevdiğim kardeşim düşmeli aklıma
ama aklım annesinden 36 yaşında sigara parası alan sait faik’te
aklım hala isa heykelinin önünde ağlayan sartre’da
bakkala borç takan marx düşüyor beynime sabah körü
ahmet kaya’ya çatal fırlatan mahzuna gidiyor aklım
bi kalp için kulağını feda eden vangogh beynimde bağırıyor “yapma!” deyu!
….
bu sefer duydu sözlerimi, çok bağırdım- yürekten
“buraya kadar” dedim.
“işte sözün bittiği yerdesin, aslolan sensin
ne kadar istesen de duyulmuyor sesin
ben varsam varsın, yoksam hiçbişeysin
senin yanında olan yanında kalır, karnından doğan orada ölür
biliyorum oyunlarını; görüyorum restini
bundan sonra böylesi daha güzel, ne olursa o olur
artık çok daha iyi biliyorum
kader delikanlıyı tam da böyle vurur.”

2012

Birilerine söz vermeden asla bir şey yazamayan bendeniz aha da size söz veriyorum, her gün 2 kelime de olsa bir şeyler yazacağım buraya.

Paylaşımıma ortak olursanız beni onurlandırırsınız.